Türbanlı cüzzamlı mıdır? Bodrum’da bir sahil. İki haşemalı genç kız denize doğru yürüyor. Ne yalan söyleyeyim ben de uzun uzun baktım. Alışık olduğum bir görüntü değil. Bir tanesi yeşil bir tanesi mor üstelik. O sıcakta terlemezler mi diye düşündüm. Bir tanesi yanıma yaklaştı. “Biz” dedi. “Bursa’dan geliyoruz, ilk defa buraya geldik. Sizin de ikizlerinizi görünce benim de 1,5 yaşında oğlum var acaba ne önerirsiniz? Ne yapsak, otelden memnun değiliz nerede kalsak? ” Bir süre sohbet ettik. Sonra ben ikizleri simitlerine oturtup denize girdim. Sohbet ettiğim genç kadın da kız kardeşi olduğunu sonradan öğrendiğim genç bir kızla denize girdi. O sırada diğer kadınlardan taciz başladı. Hem de yüksek sesle. -Şunlara bak, ne biçim kıyafet… Üstelik rüküş. -Buralara kadar geldiler. Bodrum’un da tadı kaçtı. -Maşallah hiçbir şeyden de geri durmuyorlar. Utandım. Öylesine utandım ki sormayın. Biz ne zaman böylesine sert, vicdansız acımasız ve tacizkar olduk? Biz ne zamandan beri insanları kıyafetlerine ve dış görünüşlerine göre yargılar ve idam eder olduk? Hep “Sorun bizi yönetenlerde, aşağıda bir problem yok” demiyor muyduk? Haşemalı kızlardan biri dayanamadı. “Niye bize laf atıyorsunuz, ben de sizin gibi tatile geldim. Üstelik ben sizi rahatsız etmiyorum” Karşıdan cevap gecikmedi. “Görüntün beni rahatsız ediyor” Nasıl yani? Sahne 2 İstanbul Kemerburgaz’da bir site. Sitenin sakinlerini bir telaş almış ki sormayın. Elimde bir mail var. Site sakinleri sitelerine yeni taşınan aileden son derece rahatsız olmuşlar. Neden? Çünkü ailenin “anne”si türbanlı. Diğer site sakinlerine gönderilen mailde “Hemen bir çözüm bulmalıyız deniliyor. Artık buralara kadar geldiler. Nasıl olur da böyle bir aileye ev kiralarlar anlamıyoruz. Acilen bir toplantı düzenleyip “Kimlere ev kiralanabilir” maddesinin üzerinde detaylıca konuşmalıyız.” Kendini bilmez bir site sakini böyle bir mail atmış ne olacak ki… Diyebilirsiniz. Ben de öyle dedim. Bu mail bana geleli 2 ay olmuştu. Taa ki diğer site sakinlerini cevaplarını ve konuyla ilgili önerilen çözümleri okuyuncaya kadar… İnanın öyle öneriler var ki yazmaya elim gitmiyor. Yine utandım. Hayatımda ilk defa bu kadar net bir şekilde, ait olduğumu hissettiğim topluluktan ne kadar uzaklaştığım fark ettim birdenbire. Sahne 3 İstanbul Levent’te bir İtalyan restoran. Dört gün önce… Saat 21.30’da. Elele bir çift geldi mekana. Kadının başı kapalı. Kenarda bir masayı tercih ettiler. Bir süre sonra yine taciz başladı. Bakışlar, yüksek sesle söylenmeler, gereksiz gürültüler. Bir süre sonra “Bir daha burayı adım atmam” diye mekanı terk edenler bile oldu. Elimde içki kadehim ağzım açık kaldı. O çift herkesin elinde içki kadehinden, şortlarımızdan, mini eteklerimizden rahatsız olmadan baş başa bir gece geçirmek için kalkıp restorana geliyor ve biz ne yapıyoruz? Ne yapsın adam hayatını Fatih ve çevresinde mi geçirsin? Üstelik ortada insan haklarına aykırı bir durum yok mu? Tekrar soruyorum biz ne zaman bu hale geldik? Şimdi beni topa tutacak kendi deyimleriyle türban konusunda taraf olan okuyucularıma sesleniyorum. “Elinizi vicdanınıza koyun. Bu yapılanlar ayıp değil mi? Günün birinde türbanlı biri sizden bir yardım isterse el uzatmayacak mısınız? Biz böylesine insanlıktan çıktık mı? Zaten birilerinin amacı toplumu bölmek, biz böylesine garip insanlar haline getirmek değil miydi? Peki biz niye alet oluyoruz?Balçiçek Palmir Habertürk
09 Temmuz 2009 Perşembe
Türbanlı cüzzamlı mıdır ?
08 Temmuz 2009 Çarşamba
acele karar vermeyin..
ACELE KARAR VERMEYİN....Çin düşünürü Lao Tzu'nun öyküsü........Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş amaKral bile onu kıskanırmış... Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.. "Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı" dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: "Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler...İhtiyar: "Karar vermek için acele etmeyin" demiş. "Sadece at kayıp" deyin, "Çünkü gerçek bu.Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez."Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş...Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ithiyardan özür dilemişler. "Babalık" demişler, "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşuoldu senin için, şimdi bir at sürün var.." "Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğinihenüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?" Köylüler bu defa açıkçn ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden "Bu herif sahiden gerzek" diye geçirmişler... Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara."Bir kez daha haklı çıktın" demişler. "Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş. "O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halindegelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez." Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir orduile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler,ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleriaskere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşınkazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... "Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun bacağı kırıkama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler,belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..." "Siz erken karar vermeye devam edin" demiş,ihtiyar. "Oysa ne olacağını kimseler bilemez.Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şnssızlık olduğunu sadece Allah biliyor." Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:"Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz." Lao Tzu
kimsesiz,yetim çocuklara ve sokak hayvanlarına merhamet...
Lütfen boş vakitlerinizde ' sosyal hizmetler çocuk esirgeme kurumunu ziyaret edip oradaki çocuklarla vakit geçirelim..keza sevgi dolu yürek sevdiği sürece yaşar, yaşarken ölebilenler öldükten sonra da yaşar.. yetim, öksüz bir çocuğa verebileceğiniz en güzle şey sevginizdir ve biraz zaman ayırmanızdır.. evli arkadaşlar ise yetim bir çocuğa 'koruyucu ailelik yapabilirler '.. unutmayınız peygamberimiz s.a.v de yetim bir erkek çocuğunu zeyd bin harise r.a. evlat edinmiştir.. ve yetim bir çocuğu evlat edinenin kendisi ile ahirette komşu olacağını müjdelemiştir....kimsesiz yetim, fakir ve de tabi ki sokak çocuklarımızı sevgimizle,ilgimizle topluma kazandıralım..paralarımızı bazen öyle gereksiz yere harcıyoruz ki oysa bu tarz hayır işlerine de harcasak hem bu dünyamızda hem de inşeAllah öldükten sonra ki berzah hayatımızda karşımıza çıkar.. unutmayalım ki verdiklerimiz bizimdir bizim kalan aldıklarımız değil.. ve lütfen bu sıcak havalarda balkonumuza serçeler için, bahçemize de sokak hayvanları için biraz su biraz yiyecek koyalım.. yineliyorum Allah c.c rızası için lütfen sokak hayvanları için bahçemize bir kap su koyalım biraz da yemek.. verdiklerimiz bizimdir bizim kalan aldıklaırmız değil...İslam litaratüründe vardır bir hayat kadını bir sokak köpeğine merhamet edip su verdiği için evliyalık makamına yüskelmiştir.. biz Allah c.c yaratıklarına inşeAllah acıyıp merhamet edelim ki Allah c.c de bizlere acısın inşeAllah amin ..nazım hikmetin dediği gibi ' dünyayı güzellik kurtaracak ve sevmekle başlayacak her şey...
" merhamaet etmeyene merhamet edilmez! acımayana acınmaz" hadisi şerif..
sevgi ve umutla, diliniz, ırkınız, mezhebiniz, ideolojik görüşünüz ne olursa olsun Allah'ın güzellikleri yakamızı bırakmasın...
Tuana NuR Banu...
http://www.imeem.com/people/Bmeqy6/photo/-3fBUxGP0m/
" merhamaet etmeyene merhamet edilmez! acımayana acınmaz" hadisi şerif..
sevgi ve umutla, diliniz, ırkınız, mezhebiniz, ideolojik görüşünüz ne olursa olsun Allah'ın güzellikleri yakamızı bırakmasın...
Tuana NuR Banu...
http://www.imeem.com/people/Bmeqy6/photo/-3fBUxGP0m/
05 Temmuz 2009 Pazar
mümin ve müminelere atılan iftiralar!
Müminler kendilerine bir iftira atıldığında, Allah'ın kendilerini bununla denediğini, sabır göstererek tevekkül ederlerse Allah'ın kendilerinden razı olacağını ve kendilerini bu iftiradan temizleyeceğini bilirler. Nitekim bir ayette müminlere atılan iftiranın, kendileri için aslında bir hayır olduğu şöyle bildirilir: Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azap vardır. (Nur Suresi, 11) Kuran'a uyan insanlar, herşeyden önce tüm olayların Allah'ın bilgisi ve kontrolü altında gerçekleştiğine ve her olayı Allah'ın kendileri için en güzel ve en hayırlı şekilde yarattığına kesin bir bilgiyle iman ederler. Dolayısıyla, en şiddetli ve acımasızca görünen iftira sözü ile de karşılaşsalar, bunun ardından mutlaka kendileri için bir hayır geleceğini bilirler. Elbetteki, müminler kendileri hakkında söylenen asılsız sözlerden uzak olduklarını göstermek ve iftirayı üzerlerinden atmak için her türlü meşru yola başvururlar. Ancak, sonuçta Allah'ın kendileri için hayır ve güzellik dilediğini bilerek bunu yaparlar. Hatta kimi zaman dünya hayatındaki imtihanın bir parçası olarak, bir mümin için iftira ile birlikte birçok başka zorluk da peşi sıra gelebilir. Aynı dönemde çok şiddetli bir hastalık geçirebilir, ailesi, yakınları mağdur duruma düşebilir ya da herhangi bir nedenle zor durumda kalabilir, maddi açıdan bazı güçlükler çekebilir. İşte gerçek bir Müslüman tüm bunların Allah katından bir deneme olduğunu, her zorlukla beraber bir kolaylık yaratıldığını ve sabredenlerin cennet ile müjdelendiklerini bilerek çok kararlı, itidalli, cesur ve şevk dolu bir tavır gösterir. Asla sıkıntı duymaz, ümitsizliğe kapılmaz, üzülmez; başına gelen tüm zorlukları Kuran'da emredilen akılcı tavır ve güzel üslupla karşılar. MÜMİNLERE ATILAN İFTİRALAR DÜNYADA DA LEHLERİNE DÖNER Müminlere atılan iftiraların, ahiret kazancının yanında, dünya hayatında Müslümanlara getireceği hayırlar da vardır. Daha önce söz ettiğimiz Hz. Yusuf'a atılan iftiranın sonucu buna güzel bir örnektir. Hz. Yusuf kendisine atılan iftira sonucunda, hiçbir suçu olmamasına rağmen hapse atılmış ve yıllarca zindanda kalmıştır. Orada kaldığı süre boyunca yanındakilere Allah'ın varlığını anlatarak tebliğ yapma imkanı bulmuştur. Kaderinde belirlenmiş olan süreyi hapishanede imtihan olarak geçirmiş olan Hz. Yusuf'un güvenilirliği ve rüya yorumu ilmine sahip olduğu, zindan arkadaşı aracılığı ile hükümdarın kulağına gitmiştir. Bunun üzerine hükümdar, Hz. Yusuf'u huzuruna çağırmıştır ve gördüğü bir rüyayı yorumlamasını istemiştir. Hz. Yusuf, bundan önce kendisine atılan iftiradan tamamen aklanmak istediğini belirtmiş ve kendisine iftira atan kadın ve çevresindekilerden işin aslının sorulmasını talep etmiştir. Hükümdar tarafından yaptırılan bu soruşturma sonucunda ise Hz. Yusuf'un tamamen suçsuz olduğu görülmüş ve üzerindeki tüm şaibeler de kalkmıştır. Bu olaylar neticesinde Hz. Yusuf'un güvenilirliği, dindarlığı, iffeti hükümdara kadar ulaşmıştır. Bu olaylar Kuran'da şöyle anlatılmaktadır: Hükümdar dedi ki: 'Onu bana getirin.' Ona elçi geldiğinde (Yusuf :) 'Efendine (Rabbine) dön de ona sor: 'Ellerini kesen o kadınların durumu neydi? Doğrusu benim Rabbim, onların hileli düzenlerini gerçekten bilendir.' (Hükümdar topladığı o kadınlara :) 'Yusuf'un nefsinden murad almak istediğinizde sizin durumunuz neydi? ' dedi. Onlar: 'Allah için, haşa' dediler. 'Biz ondan hiçbir kötülük görmedik.' Aziz (Vezir) in de karısı dedi ki: 'İşte şu anda gerçek orta yere çıktı; onun nefsinden ben murad almak istemiştim. O ise gerçekten doğruyu söylenlerdendir.' (Yusuf aracıya şunu söyledi :) 'Bu, (itiraf Vezirin) yokluğunda gerçekten kendisine ihanet etmediğimi ve gerçekten Allah'ın ihanet edenlerin hileli-düzenlerini başarıya ulaştırmadığını kendisinin de bilip öğrenmesi içindi.' (Yusuf Suresi, 50-52) Görüldüğü gibi Hz. Yusuf'a atılan iftiranın geçersiz olduğu dünyada da ortaya çıkmış ve onun masum olduğu, güvenilir bir insan olduğu anlaşılmıştır. Bu denemede gösterdiği tevekkülün ardından Allah, Hz. Yusuf'a sabrının ve güzel ahlakının karşılığı olarak hem dünyada hem de ahirette nimetler vermiştir. Bu nimetler ayetlerde şöyle bildirilir: Hükümdar dedi ki: 'Onu bana getirin, onu kendime bağlı kılayım.' Onunla konuştuğunda da (şöyle) dedi: 'Sen bugün bizim yanımızda (artık) önemli bir yer sahibisin, güvenilir (bir danışman-yönetici) sin.' (Yusuf) Dedi ki: 'Beni (bu) yerin (ülkenin) hazineleri üzerinde (bir yönetici) kıl. Çünkü ben, (bunları iyi) bir koruyucuyum, (yönetim işlerini de) bilenim.'İşte böylece biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkan (iktidar) verdik. Öyle ki, orada (Mısır'da) dilediği yerde konakladı. Biz kime dilersek rahmetimizi nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız. Ahiretin karşılığı ise, iman edenler ve takvada bulunanlar için daha hayırlıdır. (Yusuf Suresi, 54-57) İFTİRAYA MARUZ KALAN MÜMİNLERE KARŞI HÜSN-Ü ZAN Geçmişteki örnekler üzerinde düşündüğümüzde, karşımıza çok önemli bir nokta daha çıkmaktadır: İftiraya uğrayan müminin sabrı ve tevekkülü denenirken, aynı zamanda bu olaya şahit olan diğer Müslümanların da iftiraya uğramış müminlere karşı hüsn-ü zanları ve samimiyetleri denenmektedir. Müminlerin birbirlerine hüsn-ü zanlı olmaları gerçekten de, son derece önemli bir konudur. Çünkü dine düşmanlık besleyenler tarihteki örneklerinde görüldüğü gibi, ortaya bir iddia atarken bunu kendilerince güçlendirmekte; iftiralarını sahte delillerle veya yalancı şahitlerle makul ve inanılır hale getirmek için gayret göstermektedirler. Bunu yaparken de iftira attıkları kişileri özellikle diğer Müslümanların gözünde küçültmek, Müslümanların aralarını açmak istemektedirler. Önceki bölümde gördüğümüz gibi, yakın tarihimizde Bediüzzaman'ın maruz kaldığı komplolar bunun bir örneğidir. Bediüzzaman dinine ve manevi değerlerine son derece bağlı bir insan olmasına rağmen, kendisini dine karşı samimiyetsiz gösterecek iftiralara maruz kalmıştır. İşte burada inkarcıların sinsi bir planı yer almaktadır; Müslümanların arasını açarak birbirlerine destek olmalarını engellemek. Oysa Kuran'da Müslümanlara daima birbirlerine destekçi olmaları emredilmektedir: İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfal Suresi, 73) O halde bir Müslümanın yapması gereken iman eden bir kişi hakkında kötü bir haber duyduğunda öncelikle o işin aslını araştırmak olmalıdır. Eğer karşıdaki kişinin iman eden, Allah'tan korkan, Kuran'a uyan bir insan olduğu biliniyorsa bu durumda hemen tarih boyunca Müslümanlara atılan iftiraları düşünerek iftiraya uğramış mümine hüsn-ü zan etmek şarttır. İnkar edenlerin müminlere karşı kin ve düşmanlıkları o kadar şiddetlidir ki, iftiraları ile zaten amaçları iman edenleri tamamen etkisiz hale getirmek ve onları kendi batıl dinlerine döndürmektir. Yani din ahlakından uzak insanlar Allah'ın salih kullarını her zaman asılsız suçlamalarla karalamak isteyeceklerdir. İşte bu, Müslümanların uyanık olması gereken bir konudur. Ancak çok önemli bir gerçek daha vardır ki, Allah bunu ayetlerde şöyle bildirir: Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah katında onlara hazırlanmış düzen (kötü bir karşılık) vardır. Allah'ı, sakın elçilerine verdiği sözden dönen sanma. Gerçekten Allah azizdir, intikam sahibidir. (İbrahim Suresi, 46-47) Ayetlerde bildirildiği gibi sonuç olarak Allah inkarcıların hileli düzenlerini bozacak, Hz. Yusuf'ta ve diğer örneklerde olduğu gibi, müminlere güzel bir son yaşacaktır. Ancak, inkarcıların düzenleri bozulana kadar, tüm Müslümanların birbirlerine destek olmakla, iftiraya uğrayan mümin kardeşlerine hüsn-ü zan etmekle, yani onlara peşinen güvenmek ve güzel gözle bakmakla yükümlüdürler. İftiraya karşı diğer müminlerin tutumlarının nasıl olması gerektiğini Allah Nur Suresi'nde bildirmiş ve müminlere iftira atıldığında yanlış bir tutum gösterenleri şöyle uyarmıştır: Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azab vardır. Onu işittiğiniz zaman, erkek mü'minler ile kadın mü'minlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: 'Bu, açıkca uydurulmuş iftira bir sözdür' demeleri gerekmez miydi? Ona karşı dört şahitle gelmeleri gerekmez miydi? Şahitleri getirmediklerine göre, artık onlar Allah katında yalancıların ta kendileridir. Eğer Allah'ın dünyada ve ahirette sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız dedikodudan dolayı size büyük bir azab dokunurdu. O durumda siz onu (iftirayı) dillerinizle aktardınız ve hakkında bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söylediniz ve bunu kolay sandınız; oysa o Allah katında çok büyük (bir suç) tür. Onu işittiğiniz zaman: 'Bu konuda söz söylemek bize yakışmaz. (Allah'ım) Sen yücesin; bu, büyük bir iftiradır' demeniz gerekmez miydi? Eğer iman edenlerden iseniz, bunun gibisine bir daha dönmemeniz için Allah size öğüt vermektedir. (Nur Suresi, 11-17) İFTİRA, CAHİLİYE MANTIĞI İLE DEĞERLENDİRİLMEMELİDİR Müslümanların herşeyden önce şunu unutmamaları gerekmektedir: İnkarcıların müminlere iftira attıkları, onların aleyhinde incitici sözler söyledikleri ve bunun Allah'ın değişmeyen bir kanunu olduğu Kuran'da bize haber verilmiş olan bir gerçektir. Bu durumda tüm Müslümanların uyanık olmaları, su-i zanna kapılarak bir başka insana haksızlık yapmaktan kaçınmaları son derece önemlidir. Hatta Müslümanlar bir insanın iftiraya uğramasını, o kişinin samimiyetinin bir göstergesi olarak da kabul edilebilirler. Bazı kimseler ise, 'ateş olmayan yerden duman çıkmaz' veya 'neden ona söyleniyor da bana söylenmiyor' gibi, Kuran'da anlatılan gerçeklerle bağdaşmayan vesveselere kapılabilirler. Ancak bu insanlar önemli bir hataya düşmüşlerdir. Çünkü Kuran'ın dışında, cahiliye insanları ile benzer, onların mantıklarını taşıyan yorumlar yapmak, onlar gibi davranmak Kuran'da bildirilen gerçekleri unutmak demektir. Allah'a iman eden bir insanın böyle bir hataya düşmekten şiddetle kaçınması gerekir. Müslümanların, atılan iftiralara kulak vermemeleri, hatta iftiracılara da bu iftiralara inanmadıklarını ve hiç itibar etmediklerini söylemeleri, iftiracıların tuzaklarını bozacak ve böylece iftiralar yerini bulamayacaktır. Şu da unutulmamalıdır ki, insanların büyük bir çoğunluğunun iftiraya iştirak ederek Müslümanların karşısında olması ise, asla iftiranın gerçek olduğunu gösteren bir durum değildir. Çünkü Allah bir ayetinde insanların çoğunluğuna uymanın saptırıcı olabileceğini bildirmiştir: Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler.' (Enam Suresi, 116) Ayrıca, Müslümana yönelik suçlama bir fasıktan, yani Allah'a karşı isyankar bir insandan geliyorsa, bunun Kuran'da bildirildiği gibi etraflıca araştırılması ve gereken deliller bulunduktan sonra dikkate alınması gerekmektedir. İftiralara kanan kişilerin de peşin karar vermeden önce Kuran'ın bu hükmüne göre hareket etmeleri ve bunu kanıtlayacak delilleri görmeleri veya göstermeleri gerekmektedir. Bu durum, Kuran'da Allah'ın tüm Müslümanlara emrettiği bir hükmüdür: Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu 'etraflıca araştırın'. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz. (Hucurat Suresi, 6) Müminlerin dünyada ve ahirette pişmanlık ve vicdan azabı duymamaları, daima hakkı ve adaleti ayakta tutmaları için yol göstericileri Kuran'da bildirilen bu gerçekler olmalıdır.
alıntı ---
HERKESİN ALGILADIĞI BİR KÜLTÜR VARDIR. VELAKİN O ALGILAMA HER DAİM DOĞRU DEĞİLDİR! :
alıntı ---
HERKESİN ALGILADIĞI BİR KÜLTÜR VARDIR. VELAKİN O ALGILAMA HER DAİM DOĞRU DEĞİLDİR! :
04 Temmuz 2009 Cumartesi
uzatma dünya sürgünümü benim...
EY SEVGİLİ
Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bak1ma bu sürgünün bir süregi
Bütün törenlerin sölenlerin ayinlerin yortularin disinda
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layikolmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüregime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yoruldugum ayakabilarimdan degil
Ayaklarimdan belli
Lambalar egri
Aynalar akrep melegi
Zaman çarpilmis atin son hayali
Ev miras degil mirasin hayaleti
Ey gönlümün dogurdugu
Büyüttügü emzirdigi
Kus tüyünden
Ve kus südünden
Geceler ve gündüzlerde
Insanliga anit gibi yükselttigi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünüm benim
Bütün siirlerde söyledigim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandim Salome'nin Belkis'in
Bosunaydi saklamaya çalismam öylesine asikarsin bellisin
Kuslar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devsirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alir sonsuzlugun haberini
Ey gönüllerin en yumusagi en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Yillar geçti sapan ölümsüz iz birakti toprakta
Yildizlara uzaniphep seni sordum gece yarilarinda
Çati katlarinda bodrum katlarinda
Gölgendi gecemi aydinlatan essiz lamba
Hep Kanlica'da Emirgan'da
Kandilli'nin kursuni safaklarinda
Seninle söylesip durdum bir ömrün baharinda yazinda
simdi onun birdenbire gelen sonbaharinda
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
Ey çagdas Kudüs (Meryem)
Ey sirrini gönlünde tasiyan Misir (Züleyha)
Ey ipeklere yumusaklik bagislayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Daglarin yikilisini gördüm bir Venüs bardaginda
Köle gibi satildim pazarlar pazarinda
Günesin sarardigini gördüm Konstantin duvarinda
Senin hayallerinle yandim düslerin civarinda
Gölgendi yansiyip duran bengisu pinarinda
Ölüm düsüncesinin beni sardigi su anda
Verilmemis hesaplarin korkusuyla
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünüm benim
Ülkendeki kuslardan ne haber vardir
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardir
Ask celladindan ne çikar madem ki yar vardir
Yoktanda vardan da ötede bir Var vardir
Hep suç bende degil beni yakip yikan bir nazar vardir
O sarkiya özenip söylenecek misralar vardir
Sakin kader deme kaderin üstünde bir kader vardir
Ne yapsalar bos göklerden gelen bir karar vardir
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardir
Yanmissam külümden yapilan bir hisar vardir
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardir
Sirlarin sirrina ermek için sende anahtar vardir
Gögsünde sürgününü geri çagiran bir damar vardir
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adli bir çinar vardir
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Sezai karakoç
Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bak1ma bu sürgünün bir süregi
Bütün törenlerin sölenlerin ayinlerin yortularin disinda
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layikolmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüregime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yoruldugum ayakabilarimdan degil
Ayaklarimdan belli
Lambalar egri
Aynalar akrep melegi
Zaman çarpilmis atin son hayali
Ev miras degil mirasin hayaleti
Ey gönlümün dogurdugu
Büyüttügü emzirdigi
Kus tüyünden
Ve kus südünden
Geceler ve gündüzlerde
Insanliga anit gibi yükselttigi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünüm benim
Bütün siirlerde söyledigim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandim Salome'nin Belkis'in
Bosunaydi saklamaya çalismam öylesine asikarsin bellisin
Kuslar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devsirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alir sonsuzlugun haberini
Ey gönüllerin en yumusagi en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Yillar geçti sapan ölümsüz iz birakti toprakta
Yildizlara uzaniphep seni sordum gece yarilarinda
Çati katlarinda bodrum katlarinda
Gölgendi gecemi aydinlatan essiz lamba
Hep Kanlica'da Emirgan'da
Kandilli'nin kursuni safaklarinda
Seninle söylesip durdum bir ömrün baharinda yazinda
simdi onun birdenbire gelen sonbaharinda
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
Ey çagdas Kudüs (Meryem)
Ey sirrini gönlünde tasiyan Misir (Züleyha)
Ey ipeklere yumusaklik bagislayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Daglarin yikilisini gördüm bir Venüs bardaginda
Köle gibi satildim pazarlar pazarinda
Günesin sarardigini gördüm Konstantin duvarinda
Senin hayallerinle yandim düslerin civarinda
Gölgendi yansiyip duran bengisu pinarinda
Ölüm düsüncesinin beni sardigi su anda
Verilmemis hesaplarin korkusuyla
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünüm benim
Ülkendeki kuslardan ne haber vardir
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardir
Ask celladindan ne çikar madem ki yar vardir
Yoktanda vardan da ötede bir Var vardir
Hep suç bende degil beni yakip yikan bir nazar vardir
O sarkiya özenip söylenecek misralar vardir
Sakin kader deme kaderin üstünde bir kader vardir
Ne yapsalar bos göklerden gelen bir karar vardir
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardir
Yanmissam külümden yapilan bir hisar vardir
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardir
Sirlarin sirrina ermek için sende anahtar vardir
Gögsünde sürgününü geri çagiran bir damar vardir
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adli bir çinar vardir
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Sezai karakoç
29 Haziran 2009 Pazartesi
çirkin olmakta nimettir..
bir erkeği dış görünüşündeki ' geçici olan' güzelliğin ile etkilemek çok kolaydır.. keza erkekler yürekleri ile değil gözleri ile severler. dış görünüşü güzel bir bayana tav olmuyucak, etkilenmeyecek bir erkek yeryüzünde yoktur.. esas erdem geçici olan dış güzelliğin ile değil karekterin ile bir insanı etkiyebilmektir.. bir de şu var tabi geçici olan en fazla 20 -25 sene devam edicek bir fani olan güzelliğe değil de salt ruhu güzel bir bayana değer veren erkekte yok...erkekler ya kariyerin için, ya malın için ya güzelliğin için tercih ederler seni.. dış görünüşün güzel dahi olmasa salt kalıcı olan ruhundaki, yüreğindeki, karekterinde ki güzellikler için tercih edicek sözde erkek denilen ancak özünde erkek denilen bir insanda hemen hemen yok gibidir..işte bunlarda aşkı bitiren temel sorunlardır.. bir kadını ya da kızı güzelliği için seversen ondan daha güzel bir kızı gördüğünde tercih etmeyeceğine garantin yoktur.. keza bir kaza sonucu o bayanında güzelliğini yitirmemesine garantisi yoktur..güzelliğini seversen güzellik geçicidir, fanidir, hiç bir görsel güzellik sonsuz değildir.. her güzellik bir gün yitirilmeye mahkumdur kuruyan bir gül misali.. hani,'güzelliğine güvenme bir sivilce yeter, zenginliğine güvenme bir kıvılcım yeter! 'sözünde olduğu gibi.. oysa karekter güzelliği kalıcıdır.. salt şu sözde vurgu yapıldığı gibi ' huyu güzelden kırk yılda olsa vazgeçilmez'... önemli olan da bir insana geçici olan dış güzelliği için değil, malı, kariyeri için değil o insanı sağlam karekteri için sevebilmektir..insanı insan olduğu için sevmek.. etiketleri mal varlığı kaşı gözü için değil..bu ise her babayiğidin harcı değildir.. YALAN OLUR BİR GÜN YALAN YAŞADIĞIN AŞKIN SEVDAN YARADANDIR BAKİ KALAN!ve çirkin olmakta aslında inanan bir insan için bir nimettir.. çünkü senin güzelliğine bakıp kimse günaha girmez hem seni sonu bir avuç toprak olacak olan geçici olan fani bir güzellik için değil kalıcı olan ruh ve yürek güzelliğin için sever.. çirkinseniz üzülmenize hiçte grek yoktur aslında ;)'Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı? bir gün hazreti isa ve havarileri bir yerden geçerlerken çok afedersiniz bir hayvan leşi görürler... havariler ne kadar çirkin derler hz isa ise o ölümüş hayvan leşine bakarak ne kadar ' güzel dişleri var' diyerek çirkinliğin içindeki güzelliği görür...her güzelin bir çirkin yönü her çirkinin de güzel bir tarafı vardır bakmasını ve görmesini bilenler için... cevizin kabuğunu kırıp özüne inemeyen cevizi kabuktan ibaret sanır, insanların da dış görünüşlerine takılıp kalanlar onların ahlaklarındaki ve karekterlerinde ki güzel yönleri görmekten aciz kalırlar... her şeyin ve herkesin pozitif ve güzel yönlerini görmemiz dileğim ile... sevgiler...
tuana nur banu çağrı ;)Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?Ağlamak için gözden yaş mı akmalı? Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı? Sevmek için güzele mi bakmalı? Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı? Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır? Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı? Hırsızlık; para, malmı çalmaktır? Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı? Solması için gülü dalından mı koparmalı? Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı? Öldürmek için silah, hançer mı olmalı? Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı? Victor Hugo
tuana nur banu çağrı ;)Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?Ağlamak için gözden yaş mı akmalı? Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı? Sevmek için güzele mi bakmalı? Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı? Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır? Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı? Hırsızlık; para, malmı çalmaktır? Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı? Solması için gülü dalından mı koparmalı? Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı? Öldürmek için silah, hançer mı olmalı? Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı? Victor Hugo
26 Haziran 2009 Cuma
AŞKIN YAŞI YOKTUR...
Gerçek aşk koşulsuz olan aşktır..tıpkı sevginin koşulsuz olması gibi..o halde aşkın yaşı vardır demek büyük bir yanılsama olur.. aşkın da sevgininde yaşı yoktur..insan kendi yaşından büyük birine de aşık olabilir kendinden küçük birine de.. önemli olan nufüs cüzdanında ki yaşların değil yürek ve akıl yaşlarının uyuşmasıdır..ve insan her yaşta aşık olabilir..sadece gençler aşık olur demek aşkı sınırlandırmak olur kimsenin de aşkı sınırlamaya ne yüreği, ne gücü ne de aklı yetmez! ! ! aşkın yaşı yoktur olamaz da..insan sevdiğinden önce dünyaya gelmişse ya da sevdiğinden sonra dünyaya gelmişse bunda her ikisinde asla ve kat'a suçu yoktur.. sevginin yaşı yoktur..insan sevgiyi kendinden yaşça büyük birinde de bulabilir kendinden yaşça küçük birisinde bulabilir.. her iki tarafta bekar ise insanların buna ancak saygı duyması gerektiği kanaatindeyim. buna en güzel örnek ilk başta peygamber efendimiz s.a.v ve eşi hazreti Hatice r.a.. günümüzde ise pınar altuğ - yağmur atacan, kibariye ve 15 yaş küçük eşi, benim öz halam ve eşi gibi bir çok yaşanmış örnekleri verebiliriz.. iki insanda bekar ise ve aradıkları aşkı ve sevgiyi birbirlerinde bulmuşlar ise ve fikren anlaşabiliyor ve birlikte yaşama dair olgular üzerinde telakki yapmaktan, paylaşmaktan mutluluk ve huzur duyuyorlarsa kimsenin aralarındaki yaş fakından ötürü yasak koymaya hakkı yoktur..bu iki insanın karar vericeği bir durumdur.üçüncü şahısları bağlamaz.. keza dinde bunu men etmemiştir helal dairede olduğu sürece.. yürek ferman da yaşta dinlemez! insan yüreğinin götürdüğü insana gitmeli ki o yürek meğer sevgi ile yoğrularak nakış nakış sevgi ve iyilik ile işlenmiş ise..(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Tuana NuR BaNu
Tuana NuR BaNu
19 Haziran 2009 Cuma
SOKRATESİN ÜÇLÜ SÜZGECİ
Sokrates yaşadığı yüzyılda duruşuna hayran olduğum, öğretilerinin çoğunu benimsediğim mükemmel bir filozoftur..Beni en çok etkileyen yönü ise ilkeleri uğruna, prensiplerinden vaz geçmemek uğruna ' baldıran zehiri içerek ' gözünü kırpmadan ölüme gidebilmesir..Bir yerde yaşam diğer tarafta buna karşılık ilklerinde vazgeçmesi oysa ilklerine sıkı sıkıya bağlanmış muhteşem bir filozoftur benim nazarımda...Sokrat'tan müthiş bir alıntı... Sokrat sır saklaması sebebiyle büyük bir üne sahipti.. Bir gün bir tanıdık, büyük filozofa rastladı ve dedi ki, ' Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun? ' Bir dakika bekle diye cevap verdi Sokrat. Bana bir şey söylemeden evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna Üçlü Filtre Testi deniyor. -'Üçlü Filtre? ' -'Doğru, ' diye devam etti Sokrat. —Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir. Bu ona 3 filtre test dememin sebebi. Birinci filtre 'Gerçek Filtresi '. —Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin? ' - Hayır dedi adam 'Aslında bunu sadece duydum ve.... ' Tamam, ' dedi Sokrat Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun. Şimdi ikinci filtreyi deneyelim, ' İyilik Filtresini. ' Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere oldugun şey iyi bir şey mi? ' Hayır, tam tersi...' ‘Öyleyse, 'diye devam etti Sokrat. Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru oldugundan emin değilsin. Fakat yinede testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı. ' İşe yararlılık filtresi.' Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı? 'Hayır, ' gerçekten değil. 'İyi, 'diye tamamladı Sokrat Eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar ve faydalı değilse bana niye söyleyesin ki...?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)